4 senelik kurumsal iş yaşantımın 3,5 senesini insan kaynakları alanında geçirmiş 28 yaşında biri olarak ne yapmak istediğini bilememek gerçekten insana koyuyordu.
Cevabı yeni buldum. Sorunun cevabını bulmak için aslında bir sene harcamama da gerek yokmuş ama işte özel hayat, finansal özgürlüğün getirdiği onca güzellik yanında zorluklar derken ne yapmak istediğimi unutmuş olduğumun farkına vardım. Kafamda ampul yanınca da buraya saldırdım. Sosyal paylaşıma.
Cevap aslında çok basit:
- Çocukluğumdan beri sürekli birşeyleri daha kolay, daha hızlı yapmaya uğraşıyorum. Hatta bu öyle bir uğraş ki, geliştirmeye veya hızlandırmaya çalıştığım, yaptığım şeyi yapmayı bile unutuyorum çoğu zaman (İş yaparken yaşadığım sıkıntılarım da bundan doğuyor zaten).
- Ve yaptığım mesleğe bakıyorum. İnsan Kaynakları, Organizasyonel Gelişim, Organizasyon Bilimi, Yönetim Bilimi, Personel Yönetimi, ne derseniz deyin... Etrafımda bu işi yapmayı bilmeyen, yapmak istemeyip yapan, başına herşeye sallayıp bütün gün alışveriş muhabbeti yapıp günü geçiren, SHRM'de iki tane İngilizce makale okudu diye (onu da anlamadan, düzgün çeviremeden) kendini konunun uzmanı sanıp danışman diye ortaya çıkıp kendi inanmadığı şeyi pazarlamaya çalışan, yönetici ve iktidar hırsına yenilip takım oyununu bozan bir sürü insan... İK adına ülkemi temsil eden tek kurumun (adı bile 1980lerde kalmış bir derneğin ~ PER-YÖN nam-ı diğer Personel Yönetimi Derneği) kendi mensuplarını yüceltip, mesleğin gelişimi adına hiçbir şey yapmıyor oluşu... Süslü iş dergilerde biz şöyle iyiyiz, böyle mükemmeliz diye artistlik yapan şirketlerin, içeri dönüp baktığınızda hiç de öyle olmamaları...
Bütün bu saydıklarım ne yapmak istediğimi gösterdi bana: Bu tiyatro oynanırken, "bir durun yahu o işin aslı öyle değil." demek, bu derken, eğer bulabilirsem, bu yolda hep beraber yürüyecek arkadaşlar bulabilmek ve birbirimize son sürat geliştiğini söylediğimiz ama çoktan batmış, itibarı yerle bir olmuş bu mesleği olması gereken yere getirebilmek.
Ben neyse hayırlısıysa o olsun diyorum. İşte başlıyoruz.
- Çocukluğumdan beri sürekli birşeyleri daha kolay, daha hızlı yapmaya uğraşıyorum. Hatta bu öyle bir uğraş ki, geliştirmeye veya hızlandırmaya çalıştığım, yaptığım şeyi yapmayı bile unutuyorum çoğu zaman (İş yaparken yaşadığım sıkıntılarım da bundan doğuyor zaten).
- Ve yaptığım mesleğe bakıyorum. İnsan Kaynakları, Organizasyonel Gelişim, Organizasyon Bilimi, Yönetim Bilimi, Personel Yönetimi, ne derseniz deyin... Etrafımda bu işi yapmayı bilmeyen, yapmak istemeyip yapan, başına herşeye sallayıp bütün gün alışveriş muhabbeti yapıp günü geçiren, SHRM'de iki tane İngilizce makale okudu diye (onu da anlamadan, düzgün çeviremeden) kendini konunun uzmanı sanıp danışman diye ortaya çıkıp kendi inanmadığı şeyi pazarlamaya çalışan, yönetici ve iktidar hırsına yenilip takım oyununu bozan bir sürü insan... İK adına ülkemi temsil eden tek kurumun (adı bile 1980lerde kalmış bir derneğin ~ PER-YÖN nam-ı diğer Personel Yönetimi Derneği) kendi mensuplarını yüceltip, mesleğin gelişimi adına hiçbir şey yapmıyor oluşu... Süslü iş dergilerde biz şöyle iyiyiz, böyle mükemmeliz diye artistlik yapan şirketlerin, içeri dönüp baktığınızda hiç de öyle olmamaları...
Bütün bu saydıklarım ne yapmak istediğimi gösterdi bana: Bu tiyatro oynanırken, "bir durun yahu o işin aslı öyle değil." demek, bu derken, eğer bulabilirsem, bu yolda hep beraber yürüyecek arkadaşlar bulabilmek ve birbirimize son sürat geliştiğini söylediğimiz ama çoktan batmış, itibarı yerle bir olmuş bu mesleği olması gereken yere getirebilmek.
Ben neyse hayırlısıysa o olsun diyorum. İşte başlıyoruz.
No comments:
Post a Comment